11 Mart 2014 Salı

Akbiyik Sokak, Sultanahmette yeni bir sokak kulturu

Gecen  tahtakale oyuncakcilar yokusundaki virginia angusta kocaman hamburgeri indirdikten sonra hem ziyade olsun hem sindirim olsun diye bir cay icelim dedik. Hani sehirden uzaklastik madem  surlari ve manzarayi takiben, eski sehire dogru surelim açiliriz dusuncesiyle atladik arabaya. Az gittik cankurtaran' dan girelim buralarda bi yer illaki buluruz deyip, saptik. Daracik ve alcak tarihi sehir kapisindan gectikten sonra her zamaki gibi sola degil( giritliye armadaya giden taraf) saga donduk. Ilk buldugumuz otoparka arabayi terkedip yuruyelim dedik. Indigimiz sokak  bi bakimli bi yesillikli bi guzel. Kirmizi tabelada AKBIYIK SOKAK yaziyor. Sokak cagirdi eyvallah die heyecanla indik, gece ayazinda pitik pitik yuruyoruz.

Ilk tanisikligimiz dubb hediyelik esya dukkaniyla oldu. Isim de logo da tanidik. Gece 10 da hala acik, beyaz ahsap cerceveli rengarenk  turk isleriyle dolu vitrin çekti bizi. Girdik iceri raflardakilimler, kilim yastiklar,  ipek baski sallar, seramikler, turk motifli takilar. hepsi ince hepsi zevkli. Ogrendik ki meger bu dubb daha once yazdigim sultanahmet meydandaki incirbasi sokakta meskenlemis hint restoraninin  sahiplerinin bir istiraki.
Alisverisimizi yaptik, cayimizi nerde icelim die sorduk. Karsida restore edilmis cok sirn ahsap  bir konagi gosterip bu da bizim restoranimiz buyrun gecin cayinizi biz ikram edelim dedi  nazik beyefendiler.

Bina cok sirin iki renkli inci gibi eski bir turk konagi. Ici deseniz cok kulturlu etnik bir tasarima sahip. Patronun japon esinin embroderi kumaslardan yaptigi tablolardan tut duvarlardaki  simyali efektlere patronun elinden cikan cagdas ahsap oymalara, tum bunlara yakistirilmis hic siritmayan renkli hip aydinlatmlara bayildik.  malhanin reknkli tasarim bardaklarinda gelen demi yerinde turk cayindan yudumlayip basmati pirincinden az safranla kaynamis sutlaci zarif porselen kasesinden nazikce kasikladik.
Menuyu de az karistirip yukardaki hint restoranindan daha genis bir guneydogu asya mutfagi seckisine sahip oldugunu gorduk. Favorim olan hint duz ekmekleri ve kebaplarinin  yeniden tadina bakmaya  soz verdik, ikramlarina tesekkur edip ayrildik.

Az sonra kosede belli ki sokagin gediklisi fasilli balik restorani, sokakla ayni adi tasiyan akbiyik restauranta rastladik. Sokagin en guzel yerine kurulmus, disariya tasmis etrafini brandalayip isiticilarida  koymus. Icerde turistler rakilari gumletiyor, calgicilar sarkilari patlaiyor, catal kasik sesleri onlara karisiyor, keyifli bir cumbus  suregeliyor belli ki. Baliklar dolapta taze, cankurtaranin komsu kapisi kumkapi halinden tabii. Fiyatlari da bogazdaki muhadillerinden cok daha iyi.
 Guvenli alanimizdan  cikip kimsenin yazmadigi cizmedigi, oralara mi gidilir turist kazigi kliselerinden ari, grubu toplayalim da bir gece surda vur patlasin cal oynasin yiyelim icelim guzellesim be dedik!!

Akbiyik Restoranin karsisinda tanidik bir isim yepyeni yuzuyle karsimiza cikti. Karafirin. Son zamanlarda degisen logosunun, cogalan artizanlasan  urun gaminin, personelinin siradisi uniformalarinin  farkindaydik ama bu kadarini  beklemiyorduk. Tarihi duvarlara sahip bu mekani bozmadan ustaca cagdas bir mimariyle karakoy mekanlarindan birine donusturmusler. Iceriye enduksiyonlu ocaklardan acik bir mutfak kurup cabuk ve kolay hazirlanabilecek salata, sicak sandvic, burgeri de menulerine ekleyip cok basarili bir pastane cafe konseptine imza atmislar.. Nitekim tursitlerin de gozunden kacmamis ki icerisi kahvesini yudumlayan, gazetesini kitabini okuyan, birseyler  atistiran, cay pasta keyfi yapan  insanlarla dolu. 

Ordan Saga donduk, sokagin iki tarafinda irili ufakli disarda  menusunu ve tas firin lavasini  turk mutfaginin alameti farikasi diye sergileyen bir suru lokanta daha gorduk. Hepsi sokaga tasmis, saksilara cicek ekmis,  guzel bir atmosfer yaratmis. Iclerinde yuzu gulen onlarca turist . Kimisi cocuklu aileler, kimisinromantik ciftler kimisi kalabalikn arkadas gruplari. Servet harcamadan  bizanstan hatta simdi cok daha oncesinden kalma oldugu anlasilan bu guzel sehirde  umarsizca hos vakit geciriyolar. Turk mutfaginin tadini turk insaninin ruhunu deneyimliyorlar, bu zenginligi  ulkelerine tasiyip faydali bir virus gibi bulastitiyorlar.

Istanbullu bu restoranlarda yemez belki ama sokakta soyle bi dolasip disardan sehrinin, kulturunun, hemsehrisinin yabancisina verdigi mutlulugu  gozlemleyebilir ve  mest olur.
Gitmisken de sokaktaki sevimli sark koselerinden birinde bir nargile tutturur, sokagin sag tarafindaki mekanlarin tepesin deki seyir teraslarindan birine kurulur eski sehirden icinde yasadigi bazen ezilip buzildigu buyulu sehre bakar, piriltili sehrinin sihrinden bir miktar icer.

Hatta belli mi olur belki bu da yetmez, eskisehir oyle iyi gelir ki ruhuna. Ishakpasa hamaminin tarhi kalintilarinin yani basindaki bizans imparatoricesi Zoe ye ithafen kurgulanmis yoketme donusturun en guzel ornegi Empress Zoe dan bir oda tutar. Mis gibi turk isi odalarda saray rahiyalariyla uyuyakalir, sabah Osmanli tipi zen bahcesinde kallavi bir kahvalti edip sehre yepyeni bir Istanbullu, Osmanli, Bizansli, theodosiuslu olarak  geri döner.